Bizi Takip Edin..

MAKALELER...

Türkiye’de Marka Olmak Marka Yaratmak

Marka olmak Zor, İş Birde Siz Kendinizi Marka Sanıyorsanız…

Bir işlek cadde olmaya görmesin sağı solu tabelalar, ışıklı levhalar, süslü vitrinler, albenisi yükselten sonu “doksandokuzla” biten etiketlerle dolu mağazalar doluyor. O mağazalara sorduğunuzda hepsi birer marka olduğunu savunurlar. Aslında sadece bir kasabadaki zorunlu ihtiyaç giderilecek olan bakkal dükkanını işletme mantığından kurtulmuş renkli mağazalardır. Üstüne birde bu marka olduğunu zannetmenin verdiği o ayrı haklı gururu yaşadığını sanan satıcılarla dolu dükkanlar caddelerde türüyorlar.

Bir anket firmasının 3.950 kişi üzerinde yaptığı bir ankete göre ankete katılanların % 65 bayan tüketici % 35 ise erkek tüketicilere alış veriş yaparken neye dikkat edersiniz? Sorusuna %45 Markasına, % 25 dayanıklı ve uzun ömürlü ürünler almaya, % 10 ürünün reklam cazibesine, % 20’si ise ürünün başka kullanıcılar açısından kullanıcı yorumlarına ve kullanım faydasına göre, diyerek cevaplamışlardır. Aynı tüketici grubuna, Marka sizin için neyi ifade ediyor sorusuna verilen cevap dağılımları; % 30 En çok reklam görselliğine sahip firmalar markadır, %45 piyasada kabullenmiş ve her sezon sürekliği gösteren firmalar markadır, %25 az şikayet ve iyi hizmet sunan firmalar markadır diyerek cevaplamışlardır.

Buda gösteriyor ki ülkemizde aslında marka bilinci tam olarak bize faydalı ürün olarak aldığımız mal ve hizmetin kalitesinin bizde uyandırdığı o duygusallık bizim bilincimizde bir duygusal marka yaratıyor. Evet kaliteli mal ve hizmet üretimi, faydalı üründen  (Kullanıcın istek amaca ve kendi ihtiyacı doğrultusunda beklentilerini karşılayan mal ve hizmetlerin tümün) yararlanmak hepimizin birinci isteğidir. 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’u kaçımız okudu, kaçımız bu haklarımızı biliyor muyuz?  Bir ürünü aldıktan sonra tüketici olarak haklarımızı bilmezsek sadece alıp sonrası yaşanan bir sorunda pes edip “Zaten 10,00 Liralık ürün ne olacak ki” cümlesiyle başlayan bir boş vermişlikle kaç tane 10,00 Liralık ürünü kenara atıp hakkımızı savunmadık bir düşündünüz mü? Bunlar biriktiğinde büyük bir rakam olacağını düşünüyorum. Bir yerlerde şuan bir rafta bekleyen eskidiğini düşündüğünüz ama alıp faydalanamadığınız kusurlu yüzlerce eskimiş unuttuğunuz neler var? Tüm bunların ekonominize açtığı yarayı bir düşündünüz mü? Kredi kartıyla aldığınız bir ürün ve o ürünün daha taksiti bitmeden ilk ayında kullanımını gerçekleştiremiyorsunuz ve siz hakkınızı savunmak yerine kaldırıp bir kenara koyup o kredi kartının vadelerinde onu öderken bile hiç aklınıza gelmeden ödemeye veya ödeme güçlüğü çektiğiniz yerde o ufak harcamanın sizdeki etkisini hiç düşündünüz mü? Siz hakkınızı bilmezseniz hak talep edemezsiniz, her firmayı marka sanıp aldığınız her ürünün size faydası olmayacaksa o ürünü almanın mantığı anlamı olmayacaktır.

Tüketiciler haklarını bildiği zaman marka ayrımını yapacakları açıktır. Marka olan firmalardan kaliteli hizmet almak ayrıcalığını yaşamak sizlerin korunmasını sağlayacaktır. Bugün kaç marka biliyorsunuz yada marka sizin için nedir? Diye sorsam…

Benim İçin Marka nedir?

Herkes marka bir ürünün ismidir der ama her isimli ürün marka değildir. Biz marka deyince markalaşmış üründen bahsediyoruz. Bir ürünün ederi 10 liraysa ve aynı özelliklere/kaliteye sahip piyasada rakip ürünler olmasına rağmen siz onu ederinden daha pahalıya satabiliyorsunuz o ürün markalaşmış demektir.

Marka, isimden öte üzerinde duygusal faydası olan ve bu duygusal faydaya ekstra para ödediğimiz üründür. Bu duygusal değeri yaratmak için de sürekli bir farklılık ortaya koymanız lazım. Kalite demiyorum, farklılık ortaya koymanız lazım diyorum. Marka olmak demek ille de kalitede önde olmak demek değildir, algılarda önde olmaktır.

Uzmanlar insanların beyninde 7 çekmece olduğunu söylüyorlar.  İşte o yedi çekmeceye girdiyseniz markalaşmaya başlamışsınız demektir.

Marka olmak önemli ama marka olarak devamlığı sağlamak ayrı bir meziyettir. O markayı yönetmek o markayı ayakta tutmak sürekliğini kazandırmak gerekir.

Bir markanın iyi yönetilmesi veya kötü yönetilmesi, bir işletmeye olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurabilir. Kötü yönetilen markalar sürekli fiyat rekabetine sokulurlar. Fiyat rekabeti yapıyorsan kardan feragat ediyorsun demektir. Piyasada da senden daha fazla fiyat kıracak mutlaka deli birileri vardır. Markanı onlarla yarıştırırsan ne olduğunu anlamadan iflasa sürüklenirsin. İndirim rekabetinden dolayı zarar ettiğinizi fark ettiğinizde iş işten geçmiş olur. Kötü marka yönetimi yapan firmaların aklına hemen fiyat rekabeti gelir.

Kötü yönetilen markalar herkesi hedefler. Marka yönetiminde tüm insanları hedeflememeniz lazım. Belli bir kitleyi hedeflemeniz lazım. Herkese satmaya çalıştığınız zaman iyi marka yönetimi yapamazsınız. Markanıza herkesi davet ederseniz hiç kimse üzerine alınmaz. Hiç kimse markanıza gelmez. Ama segmentasyon yaparsanız, tanımlı bir hedef kitleye konumlandırırsanız markayı, o kitle hipnotize olmuşçasına markanıza gelir. O kitleden etkilenen etraftaki kitle de markanızdan alışveriş yapmaya başlar. Herkese seslenen markalar kimliksiz ve kişiliksizdir. Bu yüzden dikkat çekmezler. Tanımlı bir gruba seslenen markalar kimlikli ve kişiliklidir. Herkesin dikkatini çekerler.” Peki siz hangi mantıkta markalaşıyorsunuz? Diye sormak istiyorum marka sahiplerine…”

Bilinçli tüketici olmaktan söz etmiştim yazımın başında; Bilinçli bir tüketici olarak bu ülkede hakkımızı savunduğunuzda başınıza gelecekleri anlatmadan geçemeyeceğim. Yakın bir tarih 13.03.2011 tarihinde GREYDER ayakkabı mağazasından deneyerek aldığım bir ürünün 2 gün sonrasında genişleme ve esnemesinden dolayı 02.04.2011 tarihinde mağazaya götürdüm. Sonuçta bir marka her yerde şubesi var ve hepsi tek bir kuruluş olarak biliyorsunuz. Yok öğle değil işte her yerden aldığınızı her GREYDER mağazası değiştirmiyor çünkü size şöyle bir savunma gerçekleştiriyorlar, “Efendim o mağazamız sadece bizim markamızı satan bayii” evet marka satın alıyorsunuz ama marka ürününü kendi mağazasında değişemiyor. Bu durum markacılık oluyor.12.04.2011 tarihinde bu durumu firma merkeziyle görüştüm ve aldığım ürünü fabrikaya gönderttim. “Büyük firmalarda en güzel bu halkla ilişkiler birimi vardır, o halkla ilişkilerdeki kişi işin başında önce size hep olumlu yaklaşırken işin boyutu çözüme geldiğinde küstahlaşa bilir dikkat edelim”. Sonrasında merkez ürünü kabul etti yarım numara küçültmekle çözümü buldu yani ürünü tadilat yaptılar. Ürünün altına mukavvadan bir parça koyup yükseltip ayaktan çıkacak hale getirerek bir çözümle tekrar gönderimini sağladılar. Bu durumda ne yapmam gerekiyor diye avukatımla konuştum. Çözüm kolay tüketici hakem heyetiyle görüşürsün yazı yazar dava açarsın ama o süre boyunca sancılı bir bekleyiş. Bir marka alıp hiç kullanamadan başınıza gelenleri düşünürken pes etmek olmaz. Mağazayı geri arayıp benim değişme ve ürün bedelini geri alma hakkım var kullanmak istiyorum dediğimde biz onun yarım numara küçülttük biz markamızın üstüne düşün sorumluğu yerine getirdik diyerek cevap verildi.

Bu örnekteki marka sizce gerçek bir marka mı? Yoksa sadece diğer firmalarla rekabet edebilmek için fiyat kırıp piyasada yer tutunmaya çalışan bir kurulmuş mu? Bu durumu düşünmeden edemiyorum. Yazımın sonunda sizlere soruyorum SİZ MARKA MISINIZ?

Saygılarımızla
BRS Danışmanlık

Dizayn : Çizgi Web Tasarım